8 Ağustos 2011 Pazartesi

ŞİRİNLER-THE SMURFS

Çocukluğumun sevimli ,küçük mavi kahramanları büyümüş te üç boyutlu film çevirmişler!Ben de kaçırır mıyım,kaptım oğlumu koştum sinemaya:)Maksat çocuk eğlensin:))Nitekim çocuk kah eğlendi ,kah sıkıldı;amma velakin çocuğun annesi gözünü ayırmadan izledi filmi:) .İtinayla 3D gözlüklerimizi taktık bir de ne göreyim, bayıldığım Neil Patrick Harris'te var filmde.

Şirinler,Gargamel ve NPH...Artık tadından yenmez,kapın çocuğunuzu koşun sinemaya.Yanlız 4 yaş altı çocuklar için ses sistemi yüksek olabiliyor,uyarıyorlar haberiniz olsun!Muhteşem bir başyapıt! değil tabii ki,ancak çocuğunuzla güzel bir zaman dilimi paylaşmanız için uygun bir seçenek.Keyifli seyirler...Sevgiler...

23 Temmuz 2011 Cumartesi

CROCS BABETLERLE YÜRÜMÜYORSUN SANKİ UÇUYORSUN:)

 Her kadın;" ben bir ayakkabı delisiyim" der...beni görene kadar:))Deli deliyi görünce sopasını saklarmış misali:)) Çocukluğumdan beri ayakkabıların yeri benim için çoook ayrıdır.Ayakkabı karakterdir,insan tahlilidir,zevktir,çok şeydir benim için!Her gördüğüm güzel ayakkabıda tansiyonum çıkar,kalbim küt küt atmaya başlar,karnımda kelebekler falan uçuşur:).O derece yani!!Aşk, bir nevi...Ancak öyle her ayakkabıya da aşık olmam.Öncelikle çooook uzun topukları olmalı,zarif olmalı vs.Spor ayakkabılarım dışında düz bir ayakkabım yoktur bile.Topuksuz,düz ayakkabıya verilen para haramdır,bana göre:))Hatta düz ayakkabı giyince  ayağım rahatsız olur diye arabanın bagajında her zaman bir topuklu ayakkabı bulundururum:))

 Crocs'ları da marka olarak hiç sevmezdim.O kalın kaba saba ,ayağı 3 numara büyük gösteren terlikleri giyen bayanlara "23 Nisan için Hollanda'dan mı geldiniz?" demek istemişimdir:)Ancaak bu kaba saba marka,rengarenk bir babet serisi çıkarmış,çok zarif olmasa da o kadar  rahat ki anlatamam.Dediğim gibi yürümüyorsun sanki uçuyorsun.Babetçigillerden ,rahatına düşkünlerdenseniz "hiç kaçırmayın" ; benim gibi topuklu ayakkabı severlerdenseniz de  "bir deneyin" derim.(Bu arada ;numaralar hiç kalmamış,ben Yeşil kundura'nın internet sitesinden aldım,ertesi gün elimdeydi.)


KREŞE BAŞLARKEN NELER YAPMALIYIZ?

Doktorumuz bana aynen şu cümleyi kullanmıştı,mecbur kalmadıkça "çocuğu 3 yaşından önce ev ortamından koparmayın,3 yaşından sonra da evde tutmayın"! Bunun üzerine geçtiğimiz Mart ayında oğlum kreşe başladı.Ama ne başlamak!İlk günler zaten alışma süreci olduğu için çocuğunuz ile birlikte sınıfta oluyorsunuz.2. hafta ise artık tamamen çocuğunuzu kapıdan bırakıp gitmek durumundasınız.Kimselere vermeye kıyamadığınız bebeğiniz  "Annnnnem beni bırakma burada" diye çığrınırken hiç kolay değil arkanızı dönüp gitmek.Ağlamamak için dudaklarımı ısırdığımı biliyorum.Bilinçli bir anne olmama rağmen "napıyorum ben,nasıl bırakırım'ları "ben de yaşadım! Ama asla pes etmeyin!Kendiniz,anneanne,babaanne,bakıcı vs. kim bakarsa baksın çocuğunuza, belli bir yaştan sonra hiçbiriniz ona yetmeyeceksiniz.Disiplini,sosyalleşmeyi öğrenebilmesi için mutlaka kreşe/anaokuluna gitmesi gerekmekte çocukların.Herneyse ilk 1,5 ayımız çok zor geçti,sabah giyinmek istemedi,gitmek istemedi,okulun bulunduğu semte yaklaştığımızda dahi kıyametler koparken ağlama krizlerine girildi,okulun kapısında yerlerde süründük ,"gitmiyceeeeem" nidaları arasında!Bu süreçte öğretmenlerimiz ve okulun pedogoğu çok yardımcı oldu.Sabrettik ve 1,5 aylık zorlu süreçten sonra güle oynaya okula gitmeye başladık.Velhasıl kelam artık  çocuk mutlu, anne mutlu:) Peki bu zorlu alışma sürecinde biz neler yaptık, neler yapmalıyız?
1.MUTLAKA KARARLI OLUN!!!2 gün okula gönderip ,ağlıyor ve gitmek istemiyor diye onu okula göndermemezlik etmeyin!Bu tavır ,alışma sürecini uzatıp zorlaştırmaktan öteye gitmeyecektir.Bunun dışında büyükanne ve dedeler kimi zaman çocuktan yana bir tavır sergileyebilir,herkesi bu konuda uyarın,çünkü anti -kreş desteği ile güç bulan çocuğun kreşe alışmasını zorlaştıracaktır.Bu nedenle tüm aile bireyleri arasında kreş lehine bir konsensus olmalı!
2.VEDALAŞMALARI KISA TUTUN!  Çocuğunuzu okulun kapısından öğretmenlere teslim edip,onu öpüp ,sevdiğinizi söyleyin.Ağlasa dahi hiç uzatmadan gitmeniz gerektiğini ancak geri geleceğinizi söyleyin.
3.BELİRLİ BİR ZAMAN DİLİMİ VERİN!!!Çocuğunuza işe gitmeniz gerektiğini bu süreçte onun da okulda arkadaşlarıyla keyifli vakit geçirebileceğini anlatın.En önemlisi mutlaka belli bir süre sonra onu almaya geleceğinizi ve birlikte evinize gideceğinizi belirtin.Bu zaman dilimini  de aşmamaya özen gösterin.

Bunun dışında ilk günlerde çocuğunuza okul ile ilgili çok fazla soru sormayın,sadece "günün nasıldı? sorusu yeterlidir,bırakın o anlatsın.Ayrıca kreşi aşırı derecede övmek ,abartmak ta çocukta hayal kırıklığı yaratabileceği gibi ,kreş ile ilgili olumsuz düşüncelerinizi de çocuğunuzun yanında paylaşmak yine yanlış davranışlardandır.
 
Bazı çocuklar ilk günler ,ilk haftalar sorunsuz okula gidebilir ancak bu durum değişebilir ve sonradan tepki gösterebilir.Çocuktan çocuğa tepkiler değişebiliyor.Buna hazırlıklı olun.

4.SABIRLI OLUN! Bunun geçici bir dönem olduğunu untmayın ve sabırlı olun.

Bir de suçluluk duymayın.Daha önce dediğim gibi artık siz ona yetmiyorsunuz,arada parka götürmeniz de yetmiyor.Aldığınız hediyeler ,çikolatalar,arabalar,bebekler de.O artık büyüyor,arkadaşa,uzman eğitimcilerle şekillenmeye,kurallara,disipline ihtiyacı var.Hepinize çocuklarınızla birlikte mutluluklar diliyorum.Sevgiler...


3 Haziran 2011 Cuma

KALICI OJELER,BAKIMLI ELLER,AYAKLAR...

  Sizlerle benim de henüz bugün denediğim bir sistemi paylaşacağım!Kalıcı oje uygulaması!!!Kalıcılıktan kastımı ;2 hatta 3 hafta boyunca hiç bozulmadan ,parlaklığını yitirmeden, tırnaklarınızın henüz güzellik salonundan çıkmış gibi görünmesi olarak açıklayabilirim.Uzun süreli olması nedeniyle kişilerin bu konudaki tereddütlerine de uzmanlar son noktayı koymuşlar, bu ojelerin özelliği hava ve su geçirebilir olması!Söylenen o ki ,bu ojelerin estetik dışında  asıl olarak tırnağı iyileştirici ve bakım yapıcı özelliği de varmış.Bu arada ojeyi çıkartmak istediğiniz takdirde sadece bu uygulamayı yapan salonlarda özel çıkarıcı solüsyonlu  pedler yardımıyla çıkarılabileceğini unutmayın!Uygulamanın fiyatı  eller için  45-50 tl.,ayak tırnakları için de yine 45-50 tl. civarında ; her daim pırıl pırıl, bakımlı tırnaklarla  dolaşmanın değeri  ise paha biçilemez:)

24 Mayıs 2011 Salı

GÜNEŞE KARŞI CİLDİMİZ İÇİN ÖNLEM ALMALIYIZ

Şu yaşıma kadar yüzümdeki çillerimle hiç sorunum olmadı,bilakis geçen aya kadar hayli sevimlilerdi bile.Ne var ki artık  zararları iyice çığrından çıkan güneş yüzünü gösterdi; benim çiller de kötü yüzünü...Canları sıkılmış olacak ki bu küçük sevimli çillerin bir kaçı birleşip küçük lekeler oluşturmaya başladılar yüzümde.İşte o anda " orda durun sevimsiz şeyler" dedim ve güneşe savaş  açtım:)
  Gerçekten de kontrolsüz güneş cilt kanserine davetiye çıkarıyor diye uzmanlar bangır bangır bağırırken,bunun yanında cildimizi yaşlandıran en önemli faktör yine güneş iken durup bir düşünmek gerek... Yüksek koruma faktörlü kremleri ,sadece tatillerde güneşlenirken yüzünüze boca ettiğinizde  bunun sizi koruduğunu  sanıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz.Günlük hayatınızda hatta ve hatta kış aylarında dahi yüzünüze ve göz çevrenize güneş koruyucu kullanmalısınız.Cilt kanseri,cilt yaşlanması ve lekelenmelere karşı kadın-erkek-çocuk önlemimizi almalıyız.
  Araştırdım ve bu konuda çok güvendiğim bir marka olan Shiseido'nun 30 SPF'li koruyucu renkli stickini (Shiseido Sun Protection Stick Foundation SPF 30)ve yine aynı markanın 25 SPF'li göz çevresi koruyucu kremini (Shiseido Sun Protection Eye Cream SPF 25) aldım.Bu renkli stick o kadar muhteşem ki bunu kullandığınız süre boyunca cildinizi güneşin tüm zararlarına karşı kalkan gibi korumasının yanında renkli olması ve kapatıcı özelliğiyle  fondöten olarak ta kullanılabiliyor aynı zamanda waterproof özelliğiyle de denizde ve  havuzda   kolay kullanım sağlıyor.
  Yıllar içinde bronz ama kırışık ya da bronz ve botox'lu ya da bronz ancak hasta biri olmak istemiyorsanız önleminizi alın derim. Bildiğiniz gibi kullanmadığım hiçbir ürünü sizlere tavsiye etmiyorum,ben memnun kaldım.Siz de araştırın kendinize uygun bir cilt koruyucu kremi mutlaka edinin.O halde ne diyelim, bol güneşli günler  ve bol koruma faktörlü kremler sizlerle olsun:)

14 Mayıs 2011 Cumartesi

BOL SU İÇMEK İÇİN SİZE BİR FİKİR...

 Uzun yıllar su içmek ile aram hiç olmadı.Önemini de bilmezdim su içmenin.Sıvı almaktan bahsetmiyorum,çay,kahve,cola,ayran,meyve suyu değil,sadece ve sadece su içmenin öneminin hiç farkında değildim.Bazen nedensiz başağrılarım olurdu.Halsizlik hissederdim hem de hiç yorulmamışken.Yıllar sonra öğrendim ki tüm bunlar az su içmenin sonuçlarıymış.Normal bir insan vücudunun ihtiyacı günde 2-2,5 lt. iken emzirme dönemindeki bayanların ise günde ortalama 3 lt. su içmesi gerekmekte.Su içmeyi sevmeyen bir bünye için oldukça yüksek rakamlar değil mi?Benim bu dönem de kendime suyu sevdirmek için bulduğum yöntem halen  çok işime yarıyor.Öncelikle tariflerde geçen "1 su bardağı" ibaresindeki su bardağı kavramı  bırakın sadece tatlı tariflerinde kalsın.O küçücük bardakları su içmek için kullanmayın.Kocaman cam bardaklar edinin.İçerisine zevkinize göre bir elma dilimi veya bir kaç yaprak nane  atın.Saf suyun belli bir içimin üzerinde  mide bulantısı yapma ihtimalini ve su içmenin sıkıcılığını bu basit yöntemle gidermeniz mümkün.Elma dilimi ve ya nanenin suya geçen hafif aroması sizi ferahlatırken diğer taraftan su içiminizi kolaylaştıracaktır.Bu arada önümüz yaz uzmanların söylediğine göre vücudumuz için en faydalı su ısısı ,oda sıcaklığındaki suymuş.Soğuk sudan mümkün olduğunca uzak durun.Hadi zayıflamak isteyenler,emziren bayanlar,yeterli su içemeyenler alın elinize kocaman bardaklarınızı atın içine bir dilim elmanızı,nanenizi ;için kana kana suyunuzu!Unutmadan söyleyeyim  ne kadar çok su içmeye başlarsanız kısa süre içinde vücudunuz o kadar istemeye başlayacaktır.Ancak sakın vücudunuzun alabileceğinden fazla su içmeye de zorlamayın, bu durum ölümcül toksik şok denilen rahatsızlığa sebep olabilir.Bunu da hatırlattıktan sonra hepinize güzel ve güneşli bir haftasonu diliyorum.

11 Mayıs 2011 Çarşamba

ÇİZGİLİ MAXİ ELBİSELER...

 Upuzun siyah-beyaz çizgili penye elbiseler bu yazın gözdeleri arasındaki yerini alacak gibi gözüküyor.Gün içinde, casual giyimde  bu maxi elbiseleri kullanırken dümdüz sandaletlerle kombinlemeniz gerektiğini unutmayın!